|
İşte Süpermenin Gizli Günlüğü....... 12 Ocak PerşembeBu gün yine Klark Kent kılığında
işe gittim. Bu salak Klark'ı oynamaktan da bıktım artık.
Sen kalk koskoca Süpermen ol ondan sonra otobüsle, dolmuşla işe
git, Otobüste sıkışık-sıkışık
giderken fortçunun biri arkama geçti. Ağzıda leş gibi sarımsak
kokuyordu. Şeytan dedi sok şu herifin ağzına elini,
parmaklarını gözünden çıkar. Otobüsün lastiği
patladı. İşin yoksa yürü babam yürü. İşe de
geç kaldım. Bi de üstüne fırça yedim. Kahve makinasından
kahve alırken üstüme döktüm. Luis herzamanki gibi dalga geçti.
Öğle yemeğinde çorbamdan sinek çıktı. Yemekten dönerken
Süpermen kılığına girip düşen bir uçağı
kurtardım. Millet yine "çok yaşa Süpermen" diye bağırdı.
Ben de onlara şirinlik yapıp el salladım. Bıktım artık bu dünyada
yaşamaktan. Yok arkadaş ben bu dünyaya alışamadım.
Bu gün gazetedeki arkadaşlarla beraber öğle yemeğine
Meksika lokantasına gittik. Hay gitmez olaydım. Yemekte Meksika
usulü kurufasülye yedik. Sen misin Yiyen. Akşama kadar gazdan
geberdim. Gaz mesele değil bilader, -afferdersin- ossurunca geçer.
Ama ya ossuramayınca ? Midemde atom bombası patlasa bişey
olmaz ama bu Meksika fasülyesi acayip bişey. Süperbağırsaklarım
birbirine dolandı zannettim. Şimdi hafiften ossursam binalar yıkılcak,
ossurmasam geberecem. Evrendeki kötü güçlerin başedemediği süper
kahraman koskoca Süpermen'i bi uyduruk kurufasülye öldürecek.
Tuvalette üstümü değişip uzaya gidiyim dedim, benden önce
herifin biri girdi, tam iki saat çıkmadı. Ne yaptın
bilader iki saat, yıllık mı sıçtın. Yuh be.
Sonunda Süpermen olup uzaya kaçtım. Uzayda bi güzel zangır-zangır
ossurdum. Ooohh beee, dünya varmış. Acayip rahatladım. Bu
arada yanlışlıkla arkamı Ay'a dönüp öyle ossurmuşum,
benim süperossuruk Ay'ın yörüngesinde iki derecelik sapma meydana
getirdi. Neyse onu da yörüngesine oturttum. Bundan böyle kurufasülyeyi
de kriptonit gibi zararlı maddeler listesine alıyorum. İnşallah
düşmanlarım bunu da öğrenmezler. Bugün tatil. Deyli Planet gazetesine
gitmedim çok mutluyum. Can sıkıntısında geberdim.
Sonra bizim Betmen'le Örümcekadam aradı. Akşama kadar ellibir,
yanık, pişti filan oynadık. Okey de oynacağız ama
bilader dünyada üç tane süper kahraman var olmuyor. Okeye dördüncü
kahramanı dörtgözle bekliyoruz ama nafile. Herkes bizim gibi dünyanın
derdiyle uğraşacak kadar enayi mi arkadaş. Canım sıkılınca
şöyle bir şehri dolaşayım dedim. Çok güzel bir
hatun gördüm. Süperüfürüğümle hatunun eteğini çaktırmadan
havaya kaldırdım.O ne be? Meğer karı içine don
giymememiş mi? Onu öyle görünce acayip azdım. Boş bir
telefon kulübesi bulup üç saniyede oniki posta otuzbir çektim. Anca
rahatladım. Bu yaşa geldik hala otuzbir çekiyoruz. Şu
Luis'le evlensekde abazalıkdan kurtulsak. Ama olmuyor bilader. Şu
babamın Allah belasını versin. Beni dünyaya gönderirken
yanıma bir kız çocuğu koysaydı, biz de dünyada böyle
sap gibi dolaşmazdık. Onunla bi güzel evlenip çoluk-çocuğa
karışırdık. Peki babam ne yapmış? Yanımıza
bir Kripton malı şişme bebek koymuş. O da 5 yıl
önce bir azgınlık zamanımda patladı.Dünyadakilerde
benim hızıma dayanamayıp eriyor. Benim kaderimi yazan eller
kırılsın, ne deyim. Yine mesai başladı.
Yine aynı patırtı.
Yine aynı koşturmaca.
Yine aynı salak Klark. Yine aynı
ukela Luis. Yine aynı felaketler, Yine aynı
"çok yaşa Süpermen" lafları.
Yine aynı numaradan sırıtmalar.
Hiç değişen
bişey yok. Milletin keyfi keka. İstediğini
ye-iç, istediğinle yat-kalk, kılıkdan
kılığa
girmene hiç gerek yok. Oh ne güzel. Millet de keşke
Süpermen gibi olsak der. Hadi ordan. Bu dünyada Süpermen olacağıma
keşke Kripton'da çöpçü olsaydım.
Ah gurbet ah. Kendi derdim yokmuş gibi bi
de elalemin derdiyle uğraş .
Herkesin derdine çare bulmaya mecbur muyum arkadaş?
Hadi büyük felaketleri, dünyanın başına
bela olan zibidilerle uğraşmayı
anladık, bir de ıvır-zıvır
işlerle uğraşıyoruz.
Bilmem kimin köpeği kaybolmuş
gel Süpermen, su borusu patlamış gel
Süpermen. Gel Süpermen, git Süpermen. Babanızın uşağı mı var? Geçen gün birinin kıçında
sivilce çıkmış
bana şunu bi patlat diyor. Bu insanlarla
iyice yüz-göz olduk bilader, suç bizde. Bunlara bu kadar yüz
vermiyecektik. Bak Betmen'e, adamın yanına
kimse yaklaşamıyor.
Hem de acayip zengin. Biz de karın tokluğuna
kahramanlık yapıyoruz.
Dünyayı kurtaran adammışız.
Hay mıçıym
dünyanızın
içine. Bu gün çok kötüyüm. Bir-iki gündür
kabız olmuştum. Bu kabızlık da benim için herşey
gibi büyük dert. Zaten bu dünyada bana rahat-rahat sıçmak bile
haram arkadaş. Çocukken köyde idare ediyorduk. Orası geniş
arazi. Pek farkedilmiyor. Ama ya koca Metropolis'te. Şehrin göbeğinde
olmuyor. Mesela Arizona krateri aslında benim marifetimdir.
Metropolis'e ilk geldiğimde normal insanlar gibi ben de tuvalete
gitmiştim. Biraz zorlayınca benim Süperbok tuvaletin betonunu
delip dünyanın öbür tarafından çıkmıştı.
Zaten boşuna dememişler "azimle sıçan betonu
deler" diye. O zaman büyük olay oldu. Ama kimse bunun benim
marifetim olduğunu anlamadı. Bu azimli bir vatadaşın işidir
deyip olayı kapattılar. Zaten o zamanlar böyle meşhur da
değildim. O zamandan bu yana rahatlamak için uzaya çıkıyorum.
İlk başlarda iyi oluyordu. Rahat rahat işimizi görüyorduk.
Bu uzay araştırmaları falan çıktığından
bu yana artık uzayda da rahat yok arkadaş. Zaten dünyanın
yörüngesinde -afferdersin- boktan bir uydu yapmıştım. Bu
insanlar beni burada da rahat bırakmadılar. Ben de Ay'ı
tuvalet olarak kullanmaya başladım. Ay yüzeyindeki bir çok
krater benim eserimdir. Ama ne çare, insanlar oraya da gelmeye başlayınca
bu sefer Mars'a gitmeye başladım çok iyi oluyordu. Hem orası
kayalıkda bir yer. Kıçımızı taşlara
siliyorduk. Çok iyi günlerdi onlar. Sonra insanlar oraya da uydu bilmem
ne göndermeye başladılar.Oranında tadı kaçtı.
Bir gün Mars'ta rahat rahat işimi görürken birden bir şeyin kıçımı
yokladığını hissetim. Benim bildiğim Mars'ta
hayat yok, arkama baktım insanların dünyadan gönderdiği
robot kıçımı inceliyor. Tabii aynen yamulttum robotu. Üzüldüm
ama ne yapalım bilader bizim de kendimize göre bir imajımız
var. Ondan sonra bütün dünyaya "işte Süpermen'in süpergötü"
diye yayınlayacaklar. Dünyanın maskarası olacağız.
Daha önceden de dünyanın yörüngesine sıçarken NASA
astronotları bilmeden fotoğraflarımı çekmişlerdi.
Onları NASA'dan rica edip almıştım. O olay öylece
kapanmıştı. Bu sefer herifler İnternetten canlı
yayın yapıyor arkadaş. Sonra diğer gezegenlere, Jüpitere,
Satürn'e gitmeye başladım. Bu insanlar orada da rahat bırakmadılar.
Güneş sisteminin her yerini uydularla doldurdular. Nereye gitsem karşıma
ya bir uydu, ya da bir sonda falan çıkıyor. Bir sefer güneşe
gidiyim dedim, az daha kestaneyi kebap yapıyordum. Ben de artık
Güneş Sistemi'nin en uzak gezegeni Plüton'a gidiyorum. Orasıda
çok soğuk, adamın şeyi donuyor ama ne yaparsın işte,
gurbetlik. İşte neyse geçen gün acayip kabız olmuşum.
İyileşeyim diye 10 kilo müshil aldım. Vay sen misin alan.
Bu sefer de ishal oldum. Bu ishal beni mahvetti. Mesela gazetede çalışıyorum,
zart, kriz geliyor. Hemen tuvalete gidip kılık değiştiriyorum
ondan sonra ver götünü -pardon- elini Plüton. Bir güzel rahatlıyorum.
tekrar dönüp yerime oturuyorum, iki dakika sonra bir kriz daha. Hadi bir
daha aynı şeyler. Tam 1643 defa Plüton'a gittim geldim. Bir iki
seferde Plüton'a varamadan donumuza ettik. Pelerin-melerin hepsi battı.
Allahtan Plüton'da bir miktar buz var. Buzları süpergözlerimle
eritip üstümü başımı yıkadım. Bu gün çok mutluyum, çünkü Dünya
bir süperkahraman daha kazandı. Bu süperkahraman bir Türk. Adı
GAZMAN. Çok değişik bir adam. Biraz kıro, ama iyi bir çocuğa
benziyor. Süpergüçlerini kurufasülyeden alıyor. Tuhaf bir durum
ama hepimizin tuhaflıkları yok mu bilader? Betmen yarasa
bozuntusu, Örümcekadam desen böcük, Gazman'da ossuruktan kahraman.
Netice itibariyle herkes kendi çapında birşeyler yapıyor. Süperkahramanlar çoğaldıkça
bana düşen görevler azalıyor. Artık ıvır-zıvır
işlerle çömez kahramanlar uğraşsın. Bebeleri yanlış
sünnet eden adamları Gazman yakalamış, duvarlara işeyen
kıroları Örümcekadam enselemiş (duvarlar onun yaşama
alanı tabi), eşşek etinden sucuk yapanları Betmen
tokatlamış. Artık böyle işlerle uğraşmıyorum.
Bana da artık kıdem bastı. Kıdemli kahraman olmanın
avantajlarını yaşıyoruz. Biraz da biz rahat edelim
bilader. Bugün çok mutlu başladı, ama
sıkıntılı bitti. Asansörde Luis'in poposunu çaktırmadan
elledim. Hay ellemez olaydım. Olay şöyle oldu: Ben, Luis ve
gazeteden birkaç arkadaş hep beraber asansöre bindik. Tesadüfen
Luis'in arkasına bizim şef geçti. Ben de fırsat bu fırsat
deyip, süperhızımla Luis'in arkasına dolanıp poposunu
elleyiverdim. Luis buna çok sinirlendi ve bizim şefin kafasına
çantayla saldırdı. Adam ne olduğunu anlayamadan yere
serildi. Gazetede büyük olay oldu. Şef artık herkesin gözünde
bir sapık. O'nu gören kadınlar arkasını duvara dayayıp
öyle yürüyorlar. Hatta kıçına yastık bağlayarak
dolaşanlar bile var. Adam bu yaştan sonra kepaze oldu. Luis ise
başka bir bölüme geçmek istiyor. Eğer başka bölüme geçerse
avakadoyu yedim demektir. Napacam şimdi ben Luis'siz. Hay kafama işeyim.
10 mikrosaniyelik bir elleme uğruna başıma gelenlere bak
bilader. Şef ise ısrarla kendisinin yapmadığını
söyleyip özür dilemeye dahi yanaşmıyor. Al başına
belayı. Bugün tatil. Mutlu olmam gerekirken dün yediğim halt yüzünden çok sıkıntılıyım. Üstüne üstlük bir de dünyanın derdiyle uğraşıyoruz birader. Arizona'yı sel almış, Haiti'de yanardağ patlamış. Fırtınayı bulutların içine girip ters istikamette ossurarak durdurdum, sel sularını süpergözlerimle buharlaştırdım, yanardağın ağzından dünyanın merkezine girip lav deliğini taşla doldurdum. Yanardağın deliğini doldururken aklıma nedense hep Luis geldi. Bu arada iki-üç sefer Plüton'a işemeye gidip geldik. Vay benim dertli başım. |